Anasayfa > Şehir Hatları > Tarih

Tarih

9 Mart 2015  |  0 yorum  |  Adalet Çavdar

Arap Camii’nin hikâyesi

Arap bir komutan tarafından mescit olarak inşa edildi. Latin işgali esnasında gotik bir kiliseye dönüştürüldü. Ve nihayet, II. Mehmet tarafından alınan İstanbul’da yeniden camiye dönüştürüldü. Arap Camii İstanbul dinler tarihinin canlı bir abidesi gibi.

Arap Camii’nin hikâyesi

Arap Camii, 717 yılında İstanbul’u fetih arzusuyla sefere çıkan kumandanlardan Mesleme bin Abdülmelik tarafından inşa ettirildi. Bir yıl süren kuşatmada Müslüman askerlerin ibadet edecekleri bir yere sahip olmalarıydı amaç. Şam’da çıkan bir isyan nedeniyle Arap ordusu arzusunu gerçekleştiremeyip çekilmek zorunda kaldı. Yıllar boyunca İstanbul’a gelen Müslüman tüccarların ve burada yaşayan ahalinin ibadethanesi olarak işlev gören yapı, Latin İşgali esnasında gotik bir kiliseye dönüştürülüp San Paolo Kilesi adını aldı. Hemen yanındaki Dominiken Manastırı’yla birlikte İstanbul’a uğrayan ya da burada yaşayan Katoliklere hizmet etti uzunca bir süre. Derken II. Mehmet’in İstanbul’u almasının ardından tekrar camiye dönüştürüldü. 

Sivri külahı ve yüksek dikdörtgen biçimle kulesiyle uzaktan bakıldığında hemen dikkat çekiyor Galata’nın siluetinde bu camii. İstanbul’da ilk ezanın okunduğu yer olduğu için de saygı görmeye devam ediyor.

1731 yılındaki büyük Azapkapı yangınından sonra III. Mehmet ve I. Mahmut'un annesi Saliha Sultan ve II. Mahmut'un kızı Adile Sultan değişik dönemlerde camide tadilatlar yaptırmışlar. Hünkâr mahfili, sebil, çeşme, şadırvan gibi öğeler camiye bu şekilde eklenmiş. Özellikle Saliha Sultan'ın yaptırdığı onarımdan sonra caminin iç düzeni, mahfillerde ve mihrapta kullanılan barok ahşap tasarımlarıyla hayli değişmiş.

1900’lerin başında ise camiye 200 tonluk bir su sarnıcı yapılmış. Yapı 1913-1919 yılları arasındaki kapsamlı bir yenileme çalışması sonucunda büyük bir değişime uğramış. Avlu yıkılmış, cami genişletilip arabesk bir son cemaat alanı ekletilmiş. Bu çalışmalar esnasında döşeme altında yüzü aşkın Latin soylusunun mezar taşları ve mumyalanmış cesetleri bulunmuş ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşıtılmış. Mihrabın yanındaki "Mesleme'nin Çilehanesi", "Arap Baba Merkatı" ve çevrede sahabelere ait oldukları tahmin edilen birkaç kabir de Arap yapı kimliği daha da güçlendirerek vurgulanmış. 

Dikdörtgen şeklindeki cami üç katlı ve 70 pencereyle aydınlanıyor. Bina 22 ağaç sütun üzerine oturtulmuş. Mihrabı kıbleye yönelik ön taraftaki kalın kilise duvarına yerleştirilmiş. Sekiz mermer sütuna oturtulmuş barok mahfil hemen göze çarpıyor. Hâlihazırda kullanılan kürsü ise Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii’nden getirtilmiş. Mihrabı ve minberi mermerden olan caminin duvarları kesme taş ve tuğla karışımı, ahşap çatısı ise kiremit örtülü. Çan kuleliğinden minareye çevrilen ve 102 merdivenle çıkılan dikdörtgen şeklindeki minarenin altından cami avlusuna uzanan tonoz bir geçit var. 

Caminin tarihçesi 1807’de Divan-ı Hümayun kâtiplerinden Hacı Emin Efendi tarafından 36 beyit olarak mermere kazınıp caminin iç tarafına monte edilmiş. 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?