Anasayfa > Şehir Hatları > Zanaat

Zanaat

16 Aralık 2014  |  5 yorum  |  Ali Deniz Uslu

Ben bir gümüş işçisiyim...

Anadolu kuyumculuğunun mirasçısı Takıl, 1978'den beri geleneksel formlardan esinlenerek çağdaş ürünler yapıyor. Bunu yaparken de bu toprakların etnik yapısının zenginliğinden ilham alıyor. Hissederek işliyor, işlerken hissediyor ve bunu çok güzel paylaşıyor.

Ben bir gümüş işçisiyim...

Gümüş, yarı değerli taşların (akik, turkuaz, lapis, mercan) yanı sıra deniz kabuğundan çeşitli bitkilere, değişik malzemeler kullanarak doğadan olan herşeyi takıya dönüştürüyor! Saadet Keskin de tarih öncesinden, Bizans'tan Selçuklu'ya, Osmanlı'dan günümüze yaşayan bir geleneğin peşinden gidiyor. Nazar, dua, tılsım serisiyle yüzyıllardır toplumları ve kültürleri barındıran farklı inançların simgelerini özetliyor. Takıl'ın yaratıcısı Saadet Keskin'in hikayesi ise ayrı bir macera... Gümüşe tutkulu, o yüzden de kendini “ben bir gümüş işçisiyim” diye tanımlıyor... İşte başlıyoruz.

Saadet Keskin 16 yaşına kadar Bartın'da kalmış. İki dedesi de maden işçisiymiş. İkisi de “Ocak Hastalığı” denen illetten vefat etmiş. Elbette Türkiye'nin gerçekleri hiç değişmiyor ama “Bartın” diyor Keskin, “hep zamanın ilerisinde bir şehirdi. Kültürü, gelenekleri, dünya görüşü hep günün ötesindeydi”. Keskin, Bartın'dan ayrıldıktan sonra Beşiktaş Kız Lisesi'ne gitmiş. Güzel sanatlar ve edebiyata kırmış dümeni. Sanatın çağrısına kulak vermiş, tutkusu peşini bırakmamış çünkü. İstanbul Üniversitesi'nin en sancılı yıllarında Edebiyat Bölümü'nden mezun olmuş. Sonra da ver elini ilk öğretmenliği; Antalya, Side. Şu an orada bir tek mehtap değişmedi dese de kalbinin yarısı orada. Eşi Murat ile o yıllarda tanışıp evlenmiş. Edebiyat tutkusu da eşinin takı hüneriyle birleşince yola birlikte devam etmişler.

TAKIYA DÖNÜŞEN DİZELER

    Elbette İstanbul'dan fazla uzak kalmak mümkün değil. Çünkü İstanbul sizi özler ve gelmenizi bekler. Keskin için de kader bu. 1983 yılında İstanbul'da küçük bir atölyede çalışmalarına devam ederken Kapalıçarşı'ya eserlerini veriyorlarmış. Gümüş ile kurdukları tensel bağları da bu dönemde iyice artmış. Keskin ilk kez Faruk Nafız Çamlıbel'in Han Duvarları'ndan iki dizesini bir kolyeye dönüştürmüş. Bu sevdası sürüyor. “Şairlerimizden birer, ikişer dizeyi takıya dönüştürmek istiyorum. Meslekte 30. yılım ve bunu gerçekleştirmek en büyük hayalim” diyor. Kendini tasarımcı olarak da tanımlamıyor. O daha çok “ben bir gümüş işçisiyim” demeyi seviyor. Ve elbette çalıştığı emekçi dostları var; Edirne'deki ustalar; Erol Eren, Savaşkan Şenbahar, Eskişehir'de Ramazan Zengin, ayrıca pek çok genç tasarımcıya da kapısı açık.

Bir de söz var dilinden düşürmediği, Osmanlı döneminden kalma veciz bir söz; 

“Ey gümüş, Öyle hayranım ki

Cebimize para olur girersin, iç yüzümüzü gösterirsin,

Aynada sır olur, dış yüzümüzü gösterirsin”

TAKI MODA DEĞİL TAVIRDIR

Tarih boyunca kadınlar süslenmek, korunmak, çeşitli nedenlerle gümüşü tercih etmiş. Büyüden, nazardan korunmak ya da statü belirlemek için gümüş kullanılmış. Hem insanlar gümüş taşımayı seviyor, yalnızca kadınlar da değil. Ruhsal bir bağ kurabilirsiniz gümüşle. Saadet Keskin de bu işin tarihini, kültürünü araştırıyor, buna inanıyor. Zaten onu tüm bu merakları zenginleşmiş. Anlatıyor; “Gümüş emek işidir ve ruhunuzla hayal gücünüz onu birlikte işler. Heyecan duymazsanız iyi sonuç alamazsınız. Benim ruh halime göre takılarım var. Neşeli günlerde ayrı, sıkıntılı günlerde ayrı takılar kullanırım. Bazen de şifa niyetine... Önemli olan onlara yüklediğiniz anlamdır. Hem takı moda değil bir tavırdır. Günümüz modası kültür ve birikimle pek ilgilenmiyor ama biz ve bizim gibi düşünenler farklı şeylerin peşinde. Sahiciyi arıyoruz, onunla mutlu oluyoruz. Bazen yaptıklarımız yerini bulmayınca umutsuzluğa da düşmüyor değilim ama ben kendimden vazgeçmem. Ticaret işin rengini değiştiriyor. Ben o yüzden beni anlayan, hislerimi paylaşan insanlarla yaşamaya ve çalışmaya devam ediyorum. İşte Sahi'yi görünce de orada olmak istedim, çünkü yapmaya çalıştığım ve mutlu olacağım yer orasıydı.”

İSTANBUL'DA KAYBOLMAYI SEVİYORUM

İstanbul bizi besliyor, bizi yoruyor, bizi büyütüyor. Bu şehirde cenneti de cehennemi de yaşıyoruz sonuna kadar! Keskin de böyle düşünüyor. “İstanbul tüm zorluklarına rağmen vazgeçilmez. Her türlü sıkıntıya göğüs geriyoruz ve direne direne yaşıyoruz. Tarihi Yarımada'da olduğum için de mutlu ve şanslıyım. Benim için İstanbulluluk bilmediğim sokaklarında kaybolmak demek. Süleymaniye'den aşağı inerken Unkapanı tarafında kayboldum geçen günlerde. Ama ne keyif aldım anlatamam! Sonra karton toplayıcıların deposuna çıktım, onları izledim. Hava kararmıştı, biraz ürktüm ama o kadar. Onlar da bana şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Orada ne aradığımı anlayamadılar. İşte İstanbul'da kaybolmayı seviyorum, daha da kaybolacağımız çok yer var İstanbul'da!”

Bu yazıyı okuyanlar bunları aldı...

Gümüş Karanfil Broş Gümüş Karanfil Broş 250,00 TL

Gümüş Nar Broş Gümüş Nar Broş 250,00 TL

Gümüş Saplı Narlı Kolye Gümüş Saplı Narlı Kolye 450,00 TL

Bu yazı hakkında toplam 5 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Saadet Keskin
Yazan: Saadet Keskin   17.12.2014 14:38:49 - 14:38:48Ali Deniz Uslu'nun kaleminden aynada kendimi görüp,çok sevdim... Ruhuna,kalemine sağlık...Sevgili Ali Deniz
Serpil Ayvaz
Yazan: Serpil Ayvaz   26.12.2014 21:52:14 - 21:52:13Mesleğini sevip farlı bakış açısı getirenlere hayranım. Kolyelerinize bayıldım ama şimdi alamam.
murat bey
Yazan: murat bey   28.12.2014 20:57:24 - 20:57:23sahi yazılarınızla daha güzel
Ebru Güzel
Yazan: Ebru Güzel   9.1.2015 17:55:57 - 17:55:56Takı moda değil, tavırdır! işte olay bu!
elif kirişçi
Yazan: elif kirişçi   23.1.2015 09:04:50 - 09:04:49basit bir takı gibi gördüğümüz süs eşyalarının bile ne çok hikayesi varmış.

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?