Anasayfa > Şehir Hatları > Zanaat

Zanaat

21 Şubat 2015  |  0 yorum  |  Sahi

Birnur Koca; Dastarı öğrenmek isteyen olursa biz hep burdayız

Birnur Koca, dokuma sanatıyla 40 yaşında tanışmış. Tam on yıl önce... Annesi ve anneannesi de ona bütün bilgi ve deneyimlerini aktarmış. “İki yüzyıldan beri köyümüzde dokuma yapılıyor” diyor Koca, “Mirasımız bu.”

Birnur Koca; Dastarı öğrenmek isteyen olursa biz hep burdayız

Tezgahlarının çok eski olduğunu da sözlerine ekliyor. Örneğin onunki 150 yıllık. Tarağı da aynı şekilde. 

Dastar kumaşından çalışıyor. “Gömlek ve atlet dastar kumaşından çok güzel olur. Soğuk geçirmez, ter emicidir. Biz geleneğimizi sürdürüyoruz” diyor. Tabii pazarlama olmayınca, işi sürdürmek de zor. Tanıtımın yeterince yapılmamasından dert yanıyor Koca. “Bir de makineleşmiyor, el işi emek istiyor. Zaman da alıyor. “Biz de başörtüsüne de dastar derlerdi eskiden” diyor Koca. “Nakışlarımız da vardır mesela ama bazılarını şuan yapamıyorumz. Bazılarını ise şallarda kullanıyoruz.”

Koca, dastar kumaşının perde olarak da kulllanıldığını hatırlatıyor. Çünkü çok uzun süre dayanan bir kumaş bu. Yıllarca kullanabiliyorsunuz. Hem zaten kullandıkça güzelleşiyor. “Hele kışın soğuktan ne güzel korur insanı” diye de ekliyor.     Atölyeleri Üzümlü Köyü'nde. Sabah kalkıp, ev işlerini yapıp, atölyeye gidip dokumaya başlıyorlar. Olmazsa da bağ bahçe işiyle uğraşıyorlar. Koca, Üzümlü Köyü'nde şarap da yapıldığını söylüyor. Ama herkes kendine, ihtiyacı kadar yapıyormuş bu şarapları. O yüzden ekliyor: “Şarap fabrikası olsa ne güzel olur. Çünkü turistler de burayı çok seviyor, gelen kalıyor. Yabancılardan da gelip dokuma öğrenen var. Köyün eskileri bilir dokumacılığı ama yenileri pek bilmiyor.  Örneğin kızım da bilir, heveslidir ama üniversitede okuyor şu an. Pazarlaması, tanıtımı olsa, gelir kaynağı olsa bizim yeni nesil de bununla ilgilenir.”

Tabii çok okuyup işsiz kalanları da hatırlatıyor. “Ömrümüz yettiği sürece bunu sürdüreceğiz diyor.” Bir de çağrısı var Koca'nın: “Öğrenmek isteyen olursa, biz hep buradayız.”

İşleyişi de bakın nasıl anlatıyor…

İpliğimizi Denizli'den alıyoruz. Büktürülüp alınıyor, özel bir iplik. Onu yüksek ateşte pişiriyoruz, kaynatıyoruz az hamur ve unla. Böylece tezgahta dokumaya hazırlıyoruz. Sonra kurutup çıkrıklarda sarıyoruz masoralara. Tabii sonra çezgisi var; çezgi işini pek kimse bilmez. Köyde on on beş hanede yapılıyor. Biraz zordur, bilenlere yaptırırlar. Bunu yaptıktan sonra dokuma bilen dokur. Gerçek dastarı renginden anlarsınız, yumuşaklığı, bükümlülüğü hemen hissedilir. Toplandığı zaman ipek gibi yumuşacıktır.”

Kadın emeğinin ön planı çıkarılması için sipariş veriliyor ama ev tekstili olarak üzerinde biraz çalışmak gerek. Yalnızca “destekleyelim dokunsun” değil, sürdürülebilir olması gerekli. Koca, gündelik hayatta kullanılır bir ürün haline getirilmesinin önemine de değiniyor. “Biz elle çalışıyoruz, taraklarımıza uygun tasarımlar gerekli, bizde en geniş 70 santim. Tasarımlar buna göre yapılmalı mesela. İki metre dastarı bir günde yapabiliyoruz, işlemesi hariç.”

Koca, bir anısını da paylaşıyor: “Anneannem iplikleri dolaştırmıyım diye çalışırken bizi yakınında tutmazdı. Birgün o yokken geçtim başına, 35 yaşındaydım. Yapmaya çalıştım bir yerini bozdum. Göstermedim ona, sonra bir daha, bir daha denedim ve becerdim. Şimdi iyiyim, evet geç başladım. 40 yaşımdan sonra profesyonel oldum. 

Tezgaha düven derler” diyor Koca, “Düven dokumaya, dastar dokumaya gidiyoruz deriz.” Tezgah deyince, köyde anlaşılmaması bundan. Henüz yeni yeni başlanmış tezgah denmeye. Neticede, geçmişi olan önemli bir kültür bu. 

Her değeriyle korunmaya devam ediyor.

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?