Anasayfa > Şehir Hatları > Tarih

Tarih

30 Ekim 2014  |  2 yorum  |  Zuhal Aytolun

Efsane geri mi dönüyor?

Gün başlıyor, bir seri kahve üreticisinden büyük boy kahvesini alan beyaz yakalı oradan işine devam ediyor. Bazen kendi termosuna aktaran ve gün boyu içmeye devam edenler de var, malum. Tercih tabii ki... Zaten günümüzde her şey değişime uğruyor. 

Efsane geri mi dönüyor?

Ancak kahve dediğimiz bir kültür. Hepimiz bunun farkındayız ancak günümüz koşullarında hayata geçiremiyoruz. Hem özel hayatta hem de kamusal alanda büyük bir yeri olan kahve kültürünü ve yansımalarını daha iyi anlayabilmek için Dana Sajdi'nin derlediği, Aylin Onacak'ın çevirdiği Koç Üniversitesi'nden çıkan Osmanlı Laleleri, Osmanlı Kahvehaneleri/ On sekizinci yüzyılda Hayat Tarzı ve Boş Vakit Eğlenceleri'ni okumakta yarar var. 

Osmanlı kültürünü konu alan, zamansal kapsamı on sekizinci yüzyılda birleşen incelemelerden oluşuyor kitap.     Aslında kapsamı geniş ve bu kültürü tanımak açısından zengin de bir kaynak. 

Fakat kahvehanelere odaklandığımızda karşımıza çıkan bilgiler oldukça ilginç.

Alan Mikhail'in hazırladığı bölümde, Mikhail “Osmanlı kent kahvehanelerinin Osmanlı kentleri coğrafyasında önemli mekanlar olduğunu; çünkü Osmanlı dünyasındaki kentsel mekan ve toplumsal cinsiyet kavramlarının karmaşık doğasını vurguladığını ve aynı zamanda ona meydan okuduğunu iddia ediyorum” diyor. Çünkü şehirde pek çok işlevi olan birer sosyalleşme mekanı kahveler. 

Kahve ve kahve tüketiminin sosyalleşme yeriyle birlikteliği, kahvenin Müslüman dünyasına ilk girdiği zamanlara dayanıyor. Ancak kahvenin bölgede ilk ortaya çıkışı konusunda bazı fikir ayrılıkları da mevcut. Kesin bilgi olmasa da kahvenin İstanbul'a on altıncı yüzyıl ortalarında geldiği biliniyor. 

Zaten hemen ardından da kahve tüketilen yerler ve kahve tüketimi çevresine inşa edilmiş ritüeller, içeceğin kendisinden daha önemli hale gelmiş. Osmanlı kent coğrafyasınının ayrılmaz bir parçası olmuş. 

Mikhail, yazısında Tarihçi Cengiz Kırlı'dan bilgi de paylaşıyor: “Kırlı, on dokuzuncu yüzyıl başında İstanbul'daki her yedi sekiz işletmeden birinin kahvehane olduğunu iddia eder. Sadece Beşiktaş'ta 22 kahvehane varken, Boğaz boyunca uzanan mahallelerde toplam 108 kahvehane bulunmaktadır.”

Yazılarında aynı dönemden bahseden on dokuzuncu yüzyıl gezgini Britanyalı Charles White, İstanbul'un en az 2 bin 500 kahvehaneye ev sahipliği yaptığını yazar.

Zaten yemeklerin evlerde yendiği, sadece misafirliğe gidilen dost ve akraba evlerinde sosyalleşildiği dönemde, Osmanlı kent kahvehanelerinin her yere yayılıvermesinin yol açtığı önemli toplumsal değişim, kahvehanelerin geceleri evin dışında bir sosyalleşme vazifesi görmesi olmuş.

Şimdi gelelim günümüze... 

Kaç kişi bir kahvehane ya da kahvehane ruhunu taşıyan bir yerde vakit geçirmenin keyfinin farkında... Siyasetin tartışıldığı, edebiyatın konuşulduğu ve şiirli sohbetlerin gerçekleştirildiği bu kahvehanelerin ruhu yeniden hatırlansa-yaratılsa, hoş olmaz mı?    

Her dönem kendi koşullarını yaratıyor evet, ama sosyal ve kültürel tarihin yaşatılması, bunun korunması sizce de şart değil mi? Hem belki de bu Sahi deneyimi tekrar canlandırmaya heves duyan, onu paylaşmaktan zevk alan birileri de çıkabilir!

Bu yazı hakkında toplam 2 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Derya Sezer
Yazan: Derya Sezer   22.11.2014 12:55:01 - 12:55:00Sahi bu işi de yapar gibi:)
Kaan Kirişçi
Yazan: Kaan Kirişçi   18.02.2015 09:52:46 - 09:52:45böyle bir ortam yeniden yaratılsa sahip çıkabilirmiyiz acaba ???

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?