Anasayfa > Şehir Hatları > Tarih

Tarih

6 Ağustos 2014  |  0 yorum  |  Erk Acarer

Fillerin yokuşu

Ankara Savaşı’ndan sonra savaş meydanlarında kullanılmak üzere, büyük umutlarla imparatorluğun başkentine getirilen fillere ne olur?

Fillerin yokuşu

Ankara Savaşı’nda mağlup olan Yıldırım Bayezid, zincirlere bağlanmış halde, Timur’un önüne getirilir. Nam-ı diğer aksak Timur, Yıldırım’ı karşısında bulduğu anda sarsılarak gülmeye başlar. Tek gözü kör olan Osmanlı Sultanı, diğer gözünden ateşler saçarak galip hükümdara bakmaktadır. Açıkçası bu şekilde alay edilmek hiç hoşuna gitmemiştir. Timur’a neden bu kadar güldüğünü sorar. Moğol imparatoru bunu net bir şekilde açıklayacaktır:

“Koca dünya senin gibi bir körle, benim gibi bir topala kalmış, işte buna gülüyorum!

Ankara Savaşı, tarihin gördüğü en ilginç çarpışmalardan biridir. Savaş esnasında meydanı sis basar. Timur’un sadık adamlarından Esenboğa, fil birliğini komuta etmektedir. Sisler ardından çıkan filler, Osmanlı ordusunun üzerine bir kabus gibi çöker. Pos bıyıklı yeniçeriler hayatlarında ilk kez böylesine büyük hayvanlarla karşılaşmışlardır. Atlar ürker, yeniçeri askeri ürker, komutanlar ürker… 

Osmanlı birlikleri çöker!

Ankara Savaşı’nın geçtiği yere Timur’un fil birliğini yöneten komutanın adı verilir. Askeri bir havaalanı olarak kullanılan Esenboğa, bugün de Ankara’nın en düz alanlarından biri olarak dikkat çeker.

Timur, esirini bir kafes içinde tutmakta, gücünün bir simgesi olarak halkına deşifre etmektedir. Yıldırım Beyazid bu tutsaklığa çok fazla dayanamayacaktır. Oğulları kendisi ölmeden taht kavgasına tutuşmuşlardır. Tüm bunlar, mağlup Osmanlı hükümdarının yaralarını daha da kapanmaz hale getirir. Sonunda, kafasını demirden kafes parmaklıklarına vura vura kendisini öldürür. Böylece kör topal dönen dünyayla tüm bağlarını keser.

Osmanlı İmparatorluğu Ankara Savaşı’yla duraklama dönemi içine girer. Artık pek çok şeyin yeni baştan değerlendirilmesi gerekmektedir. Savaş teknikleri de bu genel değerlendirmeden nasibini alır. Ankara Savaşı’nda birer tank işlevi gören zırhlı fillerin kullanılması, Osmanlı’da da fillere heves edilmesine neden olur. Bu tarihten itibaren, orduda kadrolu olarak görev yapmaları için Afrika’dan fil ve aslan getirilir. İmparatorluğun yeni gözdeleri olan bu vahşi hayvanlar İstanbul’da eğitimden geçirilecektir. 

Topkapı Sarayı’na bir “aslanhane” kurulur. Onların öncelikli görevi sarayı muhafaza etmek ve gerekli hallerde savaş meydanında birer nefer olarak hizmet vermektir. Ne var ki, aslanlardan gerekli randıman alınamaz. Hal böyle olunca birer şatafat numunesi olmaktan öteye gidemezler. Davul zurna çalınarak, imparatorluk sınırlarına getirilen aslanlar seyirlik hayvanlar oluverirler. 

Peki, Ankara Savaşı’ndan sonra savaş meydanlarında kullanılmak üzere, büyük umutlarla imparatorluğun başkentine getirilen fillere ne olur?

Saraçhane ve Unkapanı’ndan geçen Atatürk Bulvarı’nın eski adı Fil yokuşudur. Yokuşun üzerinde tüm İstanbulluların sık sık altından geçtikleri Bozdoğan Kemeri bulunur. Kemerin yapımına ne zaman başladığı kestirilmemekle birlikte Roma İmparatoru Valens döneminde tamamlandığı rivayet olunmaktadır. 

Kemer Roma dönemiyle birlikte, Bizans ve Osmanlı dönemini de sırtında taşır. Her dönemde çeşitli tadilatlar yapılmış ve şehrin su ihtiyacı buradan karşılanmıştır. 

Ancak Bozdoğan, Osmanlı imparatorluğunun çeşitli dönemlerinde başka görevler de üstlenecektir. Kemerin kavisleri, “fil damı” olarak hizmet verir. Her kemer aralığına iki fil yerleştirilmiştir. Yeterince faydalanılamayan hayvanlar yerlerini böylece bulmuş olurlar…

İşte Atatürk Bulvarı’nın eski adının “Fil yokuşu” olarak anılmasının nedeni de budur!

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?