Anasayfa > Şehir Hatları > Şehir Kültürü

Şehir Kültürü

15 Haziran 2016  |  0 yorum  |  Sahi

Gazozlarımıza Sahip Çıkalım!

Halk plajları, aile çay bahçeleri, yazlık sinemalar... Çocukluğumuzda İstanbul'a yaz geldiğini oralarda anlardık. Bu üç yerin çocuklar için en önemli ortak özelliği, üçünde de gazoz içme fırsatı yakalanabilmesiydi. 

Gazozlarımıza Sahip Çıkalım!

O günlerde yazları pek evde durulmazdı. Sabah erkenden plaja gidilmediyse öğleden sonra mutlaka deniz kıyısında bir çay bahçesinde oturulurdu. En güzeli de akşam baba işten biraz erken gelebildiyse doğruca yazlık sinemaya gitmekti. Henüz yanmış sokak lambalarının sarı ışığında sinemaya kadar yürürken yol boyunca gölgelerimizin bir lambadan diğerine uzayarak kaybolmalarını izlerdik. Sonra sinemanın hemen dışında kağıttan külahlarda kuru yemiş satan dükkanların beyaz floresan ışıkları başlardı. Gözümüzü o ışıl ışıl tezgahlardan ayıramazdık.

Sinemaya girildiğinde fındık, fıstık, çekirdek kabuğu dolu çıtırdayan bir zeminde yürünür, tahta sandalyeleri tellerle tutturarak yapılmış sıraya oturulur ve ışıkların sönmesi beklenirdi. Büyükler çekirdek çıtlardı, çocuklar ise bir gazoz içebilmek için işaret kollardı. Hele o gün plajda ya da çay bahçesinde de içilmediyse o gazoz, sinemada mutlaka içilecek demekti.

Eğer anne baba gazozcuyu “çocuğa dışardan ver, soğuk olmasın” diye önceden uyarmamışsa, gazoz buz dolu bir kaptan çıkar ve kelimenin tam manasıyla buz gibi olurdu. O noktadan sonra tüm anne babaların yaptığı “yavaş iç boğazını üşütme” uyarılarına hiçbir çocuk kulak asmazdı. Şişe ele geçtiğinde mis gibi sakız ya da frambuaz kokulu gazozun verdiği iştahla pipete saldırılırdı. O günlerde pipetler plastikten değil, kıvrılmış yağlı kağıttan yapılırdı. Çok ince ve zayıf olduğu için daha gazoz bitmeden pipetin ağzı çocuğun dişleri arasında ezilerek yamyassı olur, içinden gazoz geçmez hale gelmiş pipetin yenisi istenir, ancak genellikle verilmediği için şişeden devam edilirdi.

Sonra uzunca bir reklam kuşağı ve ardından yazlık sinemanın duvarlarından yankılanarak gelen tok bir İngilizce ile gelecek filmin fragmanları çıkar ve nihayet film başlardı. Baba sinemaya gitmeye kolay ikna edildiyse filmin Clint Eastwood'un oynadığı bir kovboy filmi olma ihtimali yüksekti. Çocuklar filmin ortasında uyuyakalır ve eve çoğunlukla babanın kucağında dönerdi.

O güzel günler rüzgar gibi gelip geçti. Yazlık sinemalar, aile çay bahçeleri, halk plajları tek tük turistik yörelerde kaldı sadece. Onlarla beraber gazozu da kaybettik sanıyorduk ki, bir de baktık Anadolu'nun dört bir yanında o eski gazoz üreticileri harıl harıl çalışmaya devam ediyormuş. Araştırdık, tattık ve tattıkça şunu farkettik: Gazozlar ne kadar birbirlerine benzeseler de her birinin kokusu ve tadı çok farklı. Ayrıca her gazoz yetmişlerde çocuk olan herkesin zihninde bambaşka bir etki yapıyor, bambaşka bir anıyı çağrıştırıyor. O günleri hatırlamayanlara ise nüanslarla zenginleşen çok özel bir lezzet deneyimi yaşatıyor.

Son söz olarak şunu söylüyoruz: Çocukluğumuz gelip geçti, bari gazozlarımıza sahip çıkalım.

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?