Anasayfa > Şehir Hatları > Şehir Kültürü

Şehir Kültürü

19 Kasım 2014  |  1 yorum  |  Sahi

İçinize işleyen tınının peşinden gidin.

Plaktan müzik dinlemek çok ayrı bir keyiftir. Tutku desek daha doğru aslında.

İçinize işleyen tınının peşinden gidin.

Çünkü bu tadı alanların ondan vazgeçmesi hiç kolay değil. Hem, basit bir alışveriş ilkesine dayanmıyor bu keyif. Araştırmak, bulmak, bulduğunda yaşadığın sevinç, yapılan sohbetler gerçekten onu içinizde hissetmenizi sağlıyor. En az dinlemek kadar zevkli peşinden koşması. Bu konuda da oldukça tutkulu isimler var. Onlardan biri de gazeteci ve müzik yazarı Barış Akpolat. Aynı zamanda Birgün Gazetesi Kültür Sanat Editörü. Peki nedir bu işin alamet-i farikası? Yeni başlayanlar ne yapmalı? Buyrun ondan dinleyelim...

Sürekli kullandığını bildiğim bir pikabın ve filtre kahve makinen var. Teknolojiyle arandaki samimiyet bu. Ama iş plağa gelince doğru adres sensin! Nedir plaklarla olan ilişkin?

Plaklarla olan ilişkim babadan anneden kalma değil. Çocukluğumda evde sürekli bir müzik çaldı ama plaklardan değil. Kendim zorla başladım. Pikap sahibi olmak istediğimi çok uzun süre boyunca Kanat Atkaya'ya anlattıysam da beni hep uzak tutmaya çalıştı. Sanırım içimdeki müzik arsızını tanıyordu... Sonunda bir U2 konseri için Torino'ya gittiğimde orada bir plakçı bulup üç tane sıfır plak aldım. Black Sabbath'ın Black Sabbath ve Paranoid albümleriyle Alice Cooper'ın Hey Stoopid albümleri ilk üç plağım oldu. Toplamda 75 Euro'ya cüzdana ilk deliği açtıysam da mutluydum. Kanat abiye o plakların fotoğraflarını gönderip "Artık bana pikap lazım" dediğimde, “İyi halt ettin” demişti. Gerçekten de etmişim. Bir Pioneer amplifikatör, pikap ve iki dandik kolonumu 650 liraya aldıktan sonra bir daha para biriktiremedim. Önce plakları yığdım, sonra tüm seti değiştirdim. Ayrıca sonra o Black Sabbath plaklarımı Ozzy Osbourne'a imzalatınca “İyi ki almışım” dedim. 

İstanbul'da bir plak arıyorsam önce sana gelirim. Peki, sen ilk nerelerede gidersin? Bize bir plak rotası çıkarır mısın? Mesela Pink Floyd için nereye, Barış Manço ve Cem Karaca için hangi plakçılara gitmek gerekli?

O kadar uzman değilim ama teşekkürler. Pink Floyd için her yere gidebilirsiniz. Öyle nadir bulunan gruplardan değildir. İlla ilk baskı plak arıyorsanız adresin yurtdışı veya internet olabilir. Yine de şans size pek gülmeyebilir. Barış Manço ve Cem Karaca için adres Kadıköy'deki Vintage Records'dur. Yalnız Manço, Karaca veya MFÖ gibi isimlerin plaklarını istemek evi barkı ipotek ettirmekle eşanlamlı olabilir. Yerli plaklar her zaman daha pahalıdır. Bu sorunla ilgili eleştirim plak firmalarına. Ellerinde orijinal kayıtları varken “satmaz” diye basılmayan plak fiyatları uçuyor. Örneğin MFÖ-Ele Güne Karşı plağının fiyatı 250-350 lira arasında oynayabilir.
Plakları almak için yurtdışına gitmeyi bekliyorum genellikle. İstanbul'daysa en güvendiğim yerlerden biri Galatasaray'daki Okan Aydın'ın işlettiği KontraPlak'tır. Özellikle caz, klasik müzik ve elektronik arıyorsanız zaten başka yere gitmeyin. Caz ve klasikte sıfır plak istiyorsanız Tünel'deki Lale Plak'a uğrayın. Kadıköy'deki Rainbow 45'in rock ve metal arşivi bayağı iyi. Ama kızmak darılmak yok, dediğim gibi hangi plağa ne kadar vereceğinize önceden karar verin ve internetten araştırarak davranın.

YENİ BAŞLAYANLARA ÖĞÜTLER...

Bu arada yeni başlayanlar içi altın öğütlerin neler? Hem pikap hem dinleme keyfi için altın önerilerin neler?

Başta ihtiyacınız olan şeyler basit. Bir pikap, iki kolon ve amplifikatör... Burada yol ikiye ayrılır. Ya içinde kendiliğinden amplifikatörlü bir pikap alıp ekstra amplifiyi aradan çıkartırsınız fakat bu sefer gücünü elektrikten alan aktif hoparlör almalısınız. Ucuza kaçarsanız iyi bir ses alamazsınız... Para biriktirip iyi bir amplifikatör, kolon ve pikap setini tercih ederim. Önce bir bütçe çıkartıp kalemleri sıralayın. Mesela bin liranız varsa önce bu paranın 400 lirasıyla basit bir ikinci el amfi alın. 300-400 aralığında bir çift kolon çözün ve kalanıyla ucuz ama elden geçmiş bir pikap bakın. Gel gelelim içindeki manyetiklerin yıllar içinde bozulmuş olma ihtimali olduğundan kolonu ikinci el almamaya bakın veya güvendiğiniz bir yerden alın. Başlangıç biraz sancılı geçecektir. 

İlk seti kurduk diyelim... Ya devamı?

İlk seti kurduktan sonra canınız yıllardır dinlediğiniz her plağı almak isteyecek. Sakın yapmayın. Bir plan yapın kendinize, sınırı çizip öyle başlayın. Örneğin ben ilk dönem ucuz pahalı bakmadan her türlü plağı aldım ve bazılarını hiç dinlemedim bile. Led Zeppelin, Metallica ve Megadeth dışında diskografisinin tamamını topladığım grup yok gibi. Başucu albümlerimi topladığım için kısmen iyi durumdayım.
En önemli şeylerden biri de interneti araştırmak. İstanbul'da pek çok plak saçma sapan fiyatlara satılır. Örneğin hastası olsanız bile bir Dire Straits LP'sine 50 lira vermeyin. Discogs, EBay gibi sitelerde dolaşın. İstediğiniz plağın yurtdışı fiyatına bakın. Ayrıca bizim ikinci el anlayışımızla yurtdışı aynı değil. Örneğin İsveç, Almanya veya Hollanda'daki ikinci el plaklar hala tertemiz olup 1-2 hadş bilemediniz 5 euro'ya satılırken Türkiye'de 30 liraya üstünden tren geçmiş plaklar alabilirsiniz. Çoğu plakçıda pikap var dinleyip alın, kartonu yırtık üstü çizik içinde plaklara bu acayip meblağları ödemeyin ki satamasınlar bir daha. Kazık yemeyin. Örnek vermem gerekirse bundan 3-4 yıl önce Stokholm'den 5-6 euro'ya aldığım Steve Stevens - Atomic Playboys plağını geçen hafta adı bende saklı bir mekanda 70 liraya buldum. Hesabı siz yapın artık.
Son olarak statik elektiriği toplayan iğne fırçası ve plak temizleyicisi almanız. Toz bir numaralı düşmandır.

İyi bir pikap tamircisi var mı tanığıdın?

Var. Nasıl diş doktorumu çocukluğumdan beri değiştirmediysem de tamircimi de hiç değiştirmem. İstanbul'da ne söylerse “Tamam” diyeceğim tek adam varsa o da Kemal Cankaya'dır. Kuzguncuk'taki küçücük 'Pikaphane' adlı dükkanını ziyaret etmek muhteşem bir deneyimdir. Aleti alır almaz arşivinden bilgilerini bulur ve ona göre inceler. Ezbere iş yapmaz ve kazık atmaz. Tamir edilebilecek her şeyi eder ve o “Bundan artık olmaz” derse hakikaten tamir edilemez olduğunu anlarsın.

KİTAP, DERGİ VE PLAKLARLA DOLU HER YER EVİMDİR

İstanbul, çok fazla seçenek sunan özel bir şehir. Sen huzur bulmak için nerelere gidersin? Kendini en çok nerelerde İstanbullu hissedersin?

İstanbul'u hem sevmiyorum hem de ona aşığım. Kalabalığı, kiri, pası, yönetiminden ne derece hoşlanmıyorsam, ara sokaklarından o kadar keyif alıyorum. Mahalle berberinden tabureli çaycısına kadar tüm küçük dükkanlarına bayılıyorum. Özellikle Beyoğlu'nun yıllardır hor görülmesine rağmen bitirilemeyen eğlencesi, ezilemeyen dik başlı halini seviyorum. Kadıköy'ün verdiği yazlık havası son yıllarda favorim. Moda, Karaköy'ün balık ekmekçileri ve “hip” olmayan kahvecilerini seviyorum. Parlak cilalı “yeni” mekanlardan hiç haz etmiyorum. Aslına bakarsanız huzurlu, kahve kokan; içinde sevdiğim, kedim ve köpeğim olan kitap, plak ve dergilerle dolu yerdedir. Bunları yanımdaysa her yer evimdir.

Kahve ve plak ayrılmaz. İşte size Akpolat'tan kahve ile gidecek en iyi on şarkı...

1- Creedence Clearwater Revival - Run Through The Jungle
2- Civil Wars - I Had Me a Girl
3- Amy Winehouse - Tears Dry On Their Own
4- Neil Young - Ohio
5- Led Zeppelin - Ramble On
6- Joni Mitchell - Big Yellow Taxi
7- Fleetwood Mac - Chain
8- Bruce Springsteen - The Ghost Of Tom Joad
9- Johnny Cash - Solitary Man
10- The Beatles - She's So Heavy

Bu yazı hakkında toplam 1 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Cem Ali Gündüz
Yazan: Cem Ali Gündüz   23.11.2014 14:54:49 - 14:54:48Johnny Cash tamamdır :)

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?