Anasayfa > Şehir Hatları > Şehir Kültürü

Şehir Kültürü

11 Eylül 2014  |  1 yorum  |  Zuhal Aytolun

İstanbul'u bir hayalet gibi geziyorum.

Engin Güneysu mobil ve sokak fotoğrafçılığının Türkiye'deki önde gelen isimlerinden.

İstanbul'u bir hayalet gibi geziyorum.

Güneysu özgürlüğüne düşkün zaten o yüzden İstanbul'u seviyor. Bu şehrin her köşesini fotoğraflıyor ve paylaşıyor. Hem Türkiye'de hem de yurt dışında atölye çalışmaları yapıyor. İstanbullu olmayı seviyor çünkü İstanbul'un sarsıcı kaosu içinde aheng ona büyük keyif veriyor.

-Bir fotoğraf sanatçısı olarak İstanbul sizde neye karşılık geliyor ?

Dünyanın pek çok yerine gitmiş bir fotoğrafçı olarak; nedense İstanbul’da olmak, dünyanın merkezinde olmak gibi bir his yaratıyor bende. “Aynı dili konuştuğum insanlarla olmak” duygusu değil bu. Çünkü İstanbul’da, özellikle de kıyı şeridinde yürürken; kendimi havalimanında, dış hatlar terminalinde gibi hissediyorum. O kadar çok turist ve yabancı uyruklu insan var ki. Çeşitli nedenlerle İstanbul’dalar ve bir şeyler yapıyorlar. Bir sokak fotoğrafçısı olarak bana keyif veren şey de; bu karışıklık içerisinde bir ahenge bürünen anları dondurup bir fotoğraf karesine kaydetmek. İstanbul’un bendeki karşılığı işte bunlar...

 

-Nedir sizce İstanbulluluk ?

İstanbulluluk dendiğinde ilk aklıma gelen şey bağımlılık oluyor. Çünkü kızsanız da, dönüp dolaşılır yine kürkçü dükkanında bulursunuz kendinizi. İstanbul’dan uzaklaşmanın iyi bir fikir olduğunu söyleyebilirim ama aranın çok açılmaması gereken bir durum bu. Kısacası, İstanbul’dan kopmak mümkün değil ve bu sanıyorum İstanbulluluk.

-En çok nerede kendinizi İstanbullu olarak hissediyorsunuz ?

Ben kendimi İstanbullu değil de bir Kadıköylü olarak nitelendirebilirim. Burası kurtarılmış bölgemiz, şehrimizin bağımsızlık kalesi. Tüm Kadıköy arka bahçemiz ve burada iyiyiz.

-İstanbul'u fotoğraflamak nasıl bir his? En çok neden heyecan duyuyorsunuz ?

İstanbul’a ilk gelişim 1999 tarihiydi. Filmli makinemle İstanbul’u fotoğraflayıp Samsun’a döndüm. Karanlık odada çektiğim fotoğrafları basarken, aslında herkesin bir telaş içerisinde olduğunu o anda fark ettim. Bugün, yani on beş yıl sonra da değişen bir şey yok aslında. Ama şu var; ki sorunuzun tam karşılığı bu olabilir! Ben bu karmaşanın içerisinde acelesi olmayan kişiyim. Bir yere yetişme telaşım genelde yok ve bir yerden bir yere yetişmeye çalışan insanlar arasında belki de bir hayalet gibi olmak bana çok keyif veriyor. Sonra da şehrin en dingin anlarını fotoğraflıyorum acelesi olmayan şehrin ta kendisini.

-Bir fotoğraf rotası çizmenizi istesem, nereden başlarsınız ve nerelere uğrarsınız ?

Kadıköy’den Karaköy ya da Eminönü’ne geçmek her zaman bana çok keyif vermiştir. Benim atölyelerimde de klasik bir rotam vardır. Kısaca anlatmaya çalışayım. Karaköy’den Galata Köprüsü’nü kullanarak Eminönü’ne geçip, Küçükpazar’dan Süleymaniye’ye çıkarız. Oradan da tekrar aşağıya, Kadırga ve sahil şeridinden Sultanahmet’e ulaşmak güzel bir rota olabilir.

-İstanbul'da sonbahar da ayrı bir güzel. Keşif önerileriniz var mı ya da kaçamak noktalarınız, olmazsa olmaz mekanlarınız ?

Sonbaharı ayrı bir seviyorum. Çünkü bir sokak fotoğrafçısı olarak iyi fotoğraf çıkartmanın püf noktası, kilometrelerce yürümektir ki; karşınıza hikayeler çıksın ve siz de kaydedesiniz. Hal böyle olunca da mevsim şartları, ne kadar yürüyebileceğinizi birinci dereceden belirleyen unsur oluyor. Sonbahar, çok uzun süre yürüyebildiğim için benim favori mevsimim, diyebilirim. Yer önerisine gelince; bildiğimiz yerlerden çok farklı yerler önerebilir miyim bilmiyorum. Fakat ben yine de deneyeyim. Genelde kalabalıkları tercih ediyorum. Semt pazarlarını çok severim. Semt olarak ise ilk Kuzguncuk önerisinde bulunabilirim. Çünkü hem tarihi dokusu, mahalle yaşamı; hem de Boğaziçi kültürüne dair fotoğraf üretebileceğiniz yerlerden birisi. Buna, Anadolu Yakası'nda ve Kuzguncuk’a yakın olması sebebiyle Çengelköy'ü de ekleyebiliriz. Hatta bu rotaya Üsküdar’dan başlarsanız, bu üç semti, yürüyerek bir günde çok keyifli bir şekilde gezebilirsiniz. Avrupa yakasında buna benzer bir rota çizmek istersem, sanırım Fatih’ten başlayıp Zeyrek ve oradan da Balat güzel bir rota olabilir.

-Mobil fotoğrafçılık üzerine Türkiye'deki sayılı isimlerdensiniz. Özellikle de Atölye çalışmaları yapıyorsunuz sokak fotoğrafçılığı üzerine. İstanbul bu anlamda bir hazine olmalı değil mi ?

Mobil fotoğrafçılık ülkemizde olduğu gibi dünyada da çok yeni bir akım aslında...  İlerleyen yıllarda yoğun bir şekilde hayatımızda olacağı gibi akademilerde de yerini alacaktır. Türkiye’de yaşayan birisi olarak benim şansım, gelişmelerden devamlı internet yolu ile haberdar olmam ve kendimi bu alanda geliştirebilmiş olmam. Mobil fotoğrafçılık üzerine özellikle bu sene kurumlardan bir çok davet aldım. Bu sunum ve workshop istekleri her geçen gün artıyor. Mesela bu yıl başında International Sarajevo Üniversitesi’nde, mobil fotoğrafçılık üzerine bir workshop’um oldu. Yine bu yıl Bilgi Üniversitesi ve Özel Açı Okulları’nda atölyelerim oldu. Bunun yanı sıra kurumlara ve şirketlere özel olarak, hem mobil fotoğraf hem de sokak fotoğrafçılığı üzerine eğitimler veriyorum. Atölyelerimi yurdun bir çok yerinde yapıyorum. Ancak sorunuzda da bahsettiğiniz gibi bu iki içerikte de eğitim için İstanbul çok verimli bir şehir, sınırsız bir fotoğraf potansiyeli var. 

 http://enginguneysu.com

Bu yazı hakkında toplam 1 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Nilay Zeynep Kutlu
Yazan: Nilay Zeynep Kutlu   19.9.2014 21:49:20 - 21:49:20evet, İstanbul fotoğraf için bir hazine... Nereye baksak bir şey çıkıyor karşımıza... Sizin de çalışmalarınız çok güzel...

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?