Anasayfa > Şehir Hatları > Zanaat

Zanaat

8 Ağustos 2014  |  28 yorum  |  Ali Deniz Uslu

“Sahici, sahi bir iz bırakmam gerekir bu hayata!”

Veliye Martı'nın yazmacılık macerası taşları tutkuyla, emekle ve umutla döşenmiş uzun bir yol.

“Sahici, sahi bir iz bırakmam gerekir bu hayata!”

 Bu yolun başında ise babasından miras kalan sözler var; “Öncelikle dürüst ol! Sonra da ne olursan en iyisi ol!” Küçük Ayasofya'daki kendi küçük ama ruhu ve dünyası derya deniz atölyesinde Veliye Martı yazmacılığı geleceğe taşımak için emek harcıyor. Tutkusu, umutları gözlerinden okunuyor. Her dem heyecanlı çünkü zanaatine saygısı ve aşkı sonsuz. Bakmak ile görmek arasındaki farkı iyi biliyor. Sürekli öğrenmenin peşinde, keşfettikleri ile yazmacılığın felsefesini koruyor. Bir zaman gezgini gibi! “Benim misyonum geçmiş, ben geçmişi korumalıydım, geçmişi sürdürülebilir yapmalıydım. Geyikli yazmalar, hamamiye motifleri, İstanbul yazmaları ve çiçekler...  Hepsinin izini sürüyorum!” demesi de bundan. Veliye Martı tutkusunun peşinden gidip, hayalleri için yaşayanların ıskalamaması gereken bir isim. Söyledikleri, anlattıkları çok değerli, paylaşılası... Hem onunla ve yazmalarıyla tanışınca yazmacılığın harikalar diyarına katılmak için duyacağınız heyecan da cabası...

- Bazı hikayelere nereden başlayacağınızı bilemezsiniz, çünkü hep bir yeri eksik kalır. Zor bir soru bu ama sizin maceranız asıl nerede başladı?

Maceramın başlangıcı babamın bir sözünden geliyor. Şöyle derdi bizlere; “öncelikle dürüst ol! Sonra da ne olursan ol en iyisi ol!” Bu bizim felsefemiz oldu, hayatımızı aydınlattı, hep rehberimizdi. Ben de meslek eğitimi aldığım ilk yıllarımda çok iyi dikiş öğrendim, belki çok sevmedim ama hep en iyiydim. Sonrasında sahne kostümleri yaptığım yıllarda bunun değerini anladım. Elbette mükemmeliyetçiyim ama onu biraz törpülemeye çalışıyorum. Çünkü bu durum bazen sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Meslek eğitimimden sonra da uzun yıllar dikiş ile uğraştım, iyi eğitimim, demimi yerinde almam, disiplinli çalışmayı öğrenmem yazmacılıkta yolumu daha rahat bulmamı sağladı.

- Yazmacılıkla nasıl tanıştınız?

Evet, esas kırılmam yazmacılıkla oldu. Hayatım geridönüşü olmaksızın değişti.

Kıbrıs'ta yaşadığım dönemde, oraya sanatçı arkadaşlarımı getiriyordum. Oradaki bir askeri gazinoda rastladığım mozaik pano her şeyi değiştirdi. Bakmak ile görmek arasındaki farktı işte bu! Bedri Rahmi Eyüboğlu imzasını gördüm, “orada ne arıyor?” diye merak ettim, merakım ruhumu sardı. Öyle güçlendi ki bu merak yolum Eyüboğlu'nun İstanbul'daki evine kadar gitti. Orada Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun oğlu Mehmet Eyüboğlu ile tanıştım. Mozaik panoların yanında yazmaları gördüm ve içime  çok da anlatamadığım bir şey doğdu! İşte o gün bugün işim, derdim, hayatım bu.

- Yazmacılık sonrasında kaderiniz olmuş.

Mehmet Eyüboğlu ile ile tanıştıktan sonra “geleceğim bu dedim”, böyle şekillendirmeye başladım hayatımı. Kıbrıs'tan İstanbul'a döndüm. Onunla çalışmaya başladım, yazmacılıkta ilk ustam da o oldu. Yaz, kış farklı dönemlerde çalıştık. Bu bir disiplin işi, kuralları bilmek ve uymak zorundasınız. 1989 yılından itibaren Mehmet Eyüboğlu'nun en sağlıklı ve verimli dönemlerinde atölyesinde çalışma fırsatımın olması büyük şanstı. Ona hep “reis” derdim. Soru sormaktan da hiç çekinmedim, hep iz sürdüm. “Yazmacılık nedir, ne değildir” onunla öğrendim.

-Yazmacılık sizi Tokat'a, sizin deyiminizle “yazmacılığın kalbine” götürmüş.

İstanbul'da birgün Tokat El Sanatları Derneği'nin ürünlerini gördüm, zamanım azdı fazla ilgilenemedim ama iletişim bilgilerini almıştım. Sonra bir telefon ettim ve ertesinde kendimi Tokat'ta buldum. Geleneksel yazmacılığın kalbine yolculuğum da böylece başladı.

-Tutkunuzun peşinden giderken hiç tereddüt ettiniz mi?

Hiç tereddüt etmedim yola çıkarken, eşim de bana hep destek oldu. Sırt çantamı aldım ve yola koyuldum! Tokat'a öncesinde hiç gitmemiştim ve üç yıl orada kaldım...

Tuğral Kız Meslek Lisesi'nde Atıf Arpacıoğlu ilk ustalarımdan biri oldu, genç kuşaktandı. Bir de elbette Hüseyin Er usta. Burada ben de yazmacılıkla ilgili ne varsa buldum, okudum ve de araştırdım.

-Yazmacılığın kutsal kitapları hangileridir o halde, hangilerini okumalıyız bu deryaya  girmek için?

Reyhan Kara-Türk Yazmacılık Sanatı ve Kemal Türker-Tokat Yazmacılık Sanatı. Bu iki kitabı şiddetle öneririm.

-Bir de Kandilli yazmaları geliyor benim aklıma.

Evet, sanatsal yazmalar İstanbul'dan, onlar fırçayla yazılırdı 17.yüzyılda. Saray yazmalarıdır Kandilli yazmaları... Bir de Kumkapı ve Samatya var. Bu semtler başı çekiyor ama eskiden İstanbul'un pek çok yerinde Ermeni ustalara ait yazma atölyeleriyle dolup taşıyormuş. Tabiii şimdi bunlardan eser yok! Yazmacılık, kumaşı desenlendirme, kumaşı süsleme sanatı demek. Bu insanoğlunun varoluşundan bu yana var aslında. Çatalhöyük'den taş baskı kalıpları çıktı biliyorsunuz. Zaten yazmacılık da adını sonradan almış, aslında bizim yaptığımız baskıcılık. Çünkü baskı kalıpları kullanıyoruz. Yazmaya gelince, önceleri desen kömür tozu ile aktarılırmış kumaşa, onun üzerinden fırça ile çizilirmiş desen. İşte bunlar Kandilli, işte bunlar saray yazmaları oluyor. Baskıcılık zanaat yani ihtiyaç ürünleri, günlük ürünler hazırlıyor. Sofra bezleri, önlükler yani hayattan ürünler bunlar...

-Kalıpların yapıldığı ağaçların özelliği nedir?

Hepsi ıhlamur ağacı... Ama ağacın önce bir yıl dinlendirilmesi gerekli, zamanla demleniyor. Rutubet ve nem oranı da ayırt edici özellikler. Tabii günümüzde bu durum endüstriyel bir hal aldı. Ben pek o hikayeye girmek de istemiyorum. Çünkü ticaret benim işim değil. Ticaret yapmak istersem duruma daha farklı bakmam gerekiyor. Birilerinin fedakarlık yapması gerekiyor, ben onlardanım. Aşık Veysel'in dediği gibi “ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın”. Ben böyle düşünüyorum.

Benim bir iz bırakmam gerekli, sahici, sahi bir iz bırakmam gerekir bu hayata!

Yazmacılığın sahi olanı kalmalı burada. Çünkü günümüzde her şey bozuldu, elbette herkes ekmeğinin peşinde ve de hayat zor. Ben de sahici ve kalıcı olabilmek için çok şeyden vazgeçtim.

- Boyalarınızı kendiniz mi yapıyorsunuz, her ustanın ayrı bir formülü var mı?

Evet, boyalarımızı kendimiz yapıyoruz. Her zanaatçi ustasından aldığı formülle hazırlar boyasını. Yemek pişirmek gibidir, her elin lezzeti ayrıdır.  Belki hatırlarsınız, eskiden sandıklar açıldığında hafif bir gaz kokusu gelirdi. İşte renkli boyanın temeli gazdır. Gaz parlaklık verir. Bir de kök boya var, esas geleneksel yazma boyasıdır bu. Geven kökünden alınır.  Ben hiçbir zaman “oldum”, “biliyorum” demedim bu anlamda da. Sormayı hiç bırakmam, kalıp oyarken de boyarken de bu böyle. Ustamın sesi hep kulağımdadır, zaten ararım da daima. Her yıl da bir 15 gün geçiririz birlikte.

SAHİCİLİKTİR “SAHİ” OLAN

-Yeniyi değil, geçmişi korumak ve geleceğe taşımak için verdiğiniz tüm emek öyle değil mi?

Şu an 200 kalıbım var, geleneksel ve gelenekselin dışında... Bu benim kütüphanem. Motif yaratmıyorum, bunu ilk yıllarda yaptım ama sonradan farkına vardım ki yeni değil benim misyonum, geçmiş benim derdim. Ben geçmişi korumalıydım, geçmişi sürdürülebilir yapmalıydım. Geyikli yazmalar, hamamiye motifleri, İstanbul yazmaları ve çiçekler...  Hepsinin izini sürüyorum! Yaşım, gücüm elverdiği sürece bu mücadeleyi sürdüreceğim. Benden sonra da bıraktıklarıma sahip çıkılması, bu atölyenin benden sonra dağılmaması tek isteğim. Emeklerim, biriktirdiklerim paylaşılsın, gelecek kuşaklara taşınsın istiyorum. Bir de günümüzde her şey kolay geliyor insanlara. Mesela telefonla arayıp boya karışımı soruyorlar. Ama böyle değil durum, satın alamayacağınız bir şeydir tecrübe, o yüzden değerlidir. Sahiciliktir sahi olan. Ben daha öğrencilerime elvermedim, ustamdan yeni el alıyorum. Mardin'de üç kız kardeşi yetiştiriyorum. Zamanı gelince  ben de onlara el vereceğim, el vermek öyle kolay değil. 

- Yazmacılık en çok hangi ürünlerde kendi gösteriyor?

İnsanlar her üründe görmek istiyor son zamanlarda.... Yastık, şal, masa örtüsü, giysiler, perdeler... Motifler çok zengin! Ben de hamamiye deseni ile ilgisi Mimar Sinan Üniversitesi'nde usta bir hoca ile araştırma yapıyorum.

-Kader Kısmet Atölyesi ile nasıl biraraya geldiniz?

Hayat tesadüflerle dolu. Sulukule dağıtıldıktan sonra başladı her şey. Marmara Üniversitesi'ndeki bir çalışmada İspanyol biri ile tanıştım, bana sosyal sorumluluk projelerinden bahsetti. O an kendimden utandım, çünkü sosyal sorumluluk projesi yapmamıştım hiç. Ben de “Sulukule'deki kadınlara eğitim vermek istiyorum o zaman” dedim ve yolumuz Kader Kısmet Atölyesi ile kesişti. Orada genel yazmacılık eğitimi verdim. Ben eğitim veririm ama “kendi motiflerinizi basmanız gerekir” derim hep, neredeyseniz orayı hissedip çalışmaktır önemli olan. Kader Kısmet de bu şekilde hareket etti ve Çingene Çeyizleri geldi, İstanbul'dan yola çıktılar.

ANADOLU MEDENİYETLERİNDE KADIN FİGÜRLERİ ÜZERİNE ÇALIŞIYORUM

-Yakın gelecekte neler var kafanızda?

Kadın figürleri üzerine çalışıyorum, özellikle de Anadolu medeniyetlerinde kadın figürleri, kadının emeği... Çiçekten Yeşilkaya ile de konuştuk bu konuyu ve o da bana destek oldu. Bir sergi açacağız. Ben sergiyi, kalıpları, tasarımları hazırlayacağım. Sahi'de bu anlamda da tüm güzellikler biraraya geldi. 8 Mart Kadınlar gününde gerçekleşmesini istediğimiz bir sergi bu. İşte doğru zamanda, doğru kişiler, doğru yerde buluşuyor. Sahi, ben ve Kader Kısmet... Bu yolculuğumuz da Ağustos ayında başlıyor.

- Söylemeden geçemeyeceğim atölyeniz bir mabet gibi. 

Burada çok renkli çalışmalar yapıyoruz. Yabancıların da ilgisi yoğun. Zaten dünyanın bir diğer ucundan insanlar yalnızca yazmalar için buraya geliyor. İşte bu kültür mirasımızın ne kadar önemli ve değerli olduğunun kanıtı! Bu işe ucundan dokunan yanar, sevdalanır, aşık olur. Ben hep tutkulu yaşadım, ne yaptıysam tutkuyla yaptım. Eşim ve yazmalarım benim en büyük tutkularım. Bir de tutkumun rehberliğinde bir İstanbul koleksiyonu hazırlamak istiyorum, eserlere hamileyim sancısı sürüyor, yakında doğacak.

- Bizi biz yapan büyük oranda da İstanbul. Sizin bu şehirle ilişkiniz nasıl?

Burası büyük bir derya. Bir de biz Sultanahmet'teyiz. Burası için “Sultanahmet istemediğini içinde barındırmaz” denir. Öyledir de, buraya gelen çoktur ama tutunamayan ve ayrılanlar da vardır bir o kadar. Bu yalnızca parayla ilgili de değil. Ruhla, tutkuyla, aşkla, dünyaya bakışla ilgili...

Bu yazı hakkında toplam 28 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Makbule Tokatlı
Yazan: Makbule Tokatlı   9.8.2014 12:21:04 - 12:21:03 örnek bir söyleşi, böylesini pek okuyamıyoruz medyada.. ellere sağlık
Serkan Okar
Yazan: Serkan Okar   9.8.2014 15:16:21 - 15:16:20ne güzel bir hayat... özenilesi, örnek olsun hepimize
Halil Aytolun
Yazan: Halil Aytolun   9.8.2014 22:22:34 - 22:22:33Böyle değerleri öne çıkarmanız ne güzel, çok okunası olmuş. İlk fırsatta Veliye hanımın atölyesine gitmek şart oldu
Özlem Aslan
Yazan: Özlem Aslan   10.8.2014 21:22:31 - 21:22:30Yazmacılık için heyecan duydum okuyunca, araştırmalara da başlıyorum;)
Esra Kara
Yazan: Esra Kara   14.8.2014 23:26:40 - 23:26:39iyi insanlar iyi insanları buluyor işte... Ellerinize sağlık çok güzel sohbet olmuş...
Cem Ali Baki
Yazan: Cem Ali Baki   14.8.2014 23:37:09 - 23:37:08Öncelikle dürüst ol, sonra da ne yaparsan en iyisi ol, başka söze ne hacet!
Eylül Deniz
Yazan: Eylül Deniz   15.8.2014 13:08:45 - 13:08:44Reyhan Kara-Türk Yazmacılık Sanatı ve Kemal Türker-Tokat Yazmacılık Sanatı kitaplarını arıyorum harıl harıl:)
Melis Karalcı
Yazan: Melis Karalcı   15.8.2014 13:18:48 - 13:18:47Ayy ellerinize sağlık ne kadar güzel olmuş, böyle insanların değerini hiç bilmiyoruz malesef. Kendisinin yaptığı bir yazmayı takmayı çok isterim. Onun da eline gözüne emeğine sağlık.
Figen Bal
Yazan: Figen Bal   15.8.2014 13:23:59 - 13:23:59Her şey öyle tektipleşti ki... Gerçekten bu insanlara, bu insanların işlerini yansıtanlara ihtiyaç var. İlham oldu. Teşekkürler
Gamze Sakallılar
Yazan: Gamze Sakallılar   15.8.2014 13:51:04 - 13:51:04bayılıyorum böyle hayatlara. çok güzel bir röportaj olmuş elinize sağlık
Saygın Soylu
Yazan: Saygın Soylu   15.8.2014 17:59:06 - 17:59:06yazmacılık nedir ne değildir güzel anlatmışsınız, ellerinize sağlık. Veliye hanımın eserleri de çok güzel, enfes
İlker Soylu
Yazan: İlker Soylu   15.8.2014 18:48:02 - 18:48:01herkesin hayatında kırılma noktaları var, işte o noktaları da doğru yakalayanlar mutluluğun ve başarının anahtarını buluyor. Veliye hanımın eserleri de hayatı da inanılmaz, insana umut veriyor
inci üstündağ
Yazan: inci üstündağ   19.8.2014 23:38:50 - 23:38:50Arada tekrar tekrar okuyorum, her seferinde başka şeyler keşfediyor insan
Erdem Altun
Yazan: Erdem Altun   20.8.2014 10:14:09 - 10:14:08Veliye hanımın hayatı, yaptıkları ve eserleri çok değerli. Belki de hayatını kitaplaştırmak gerekli... sevgiler!
Sinem Akyaz
Yazan: Sinem Akyaz   21.8.2014 21:09:16 - 21:09:15Motifler çok güzel, anlatılanlar da öyle, büyük emek var belli! İyi ki böyle bir iş yaomışsınız... Ellerinize sağlık
Eray Akan
Yazan: Eray Akan   22.8.2014 11:10:56 - 11:10:55herkesin bir iz bırakması gerekir bu hayata!
Ayşe Aygül
Yazan: Ayşe Aygül   23.8.2014 14:39:36 - 14:39:35Bügün Sahi Karaköy'de Veliye Martı'nın eserlerini gördüm, enfesler... Seçmek çok zor!
Mehmet Erden Ayaş
Yazan: Mehmet Erden Ayaş   23.8.2014 22:54:06 - 22:54:06Tutkulu insanları seviyorum, örnekler hepimize. Ne iyi yapmışsınız da söyleşmişsiniz Veliye hanımla. İlk fırsatta önce Sultanahmet sonra da Karaköy Sahi!
Hakan Çelik
Yazan: Hakan Çelik   24.8.2014 14:55:29 - 14:55:28yeni projelerinizi heyecanla bekliyoruz
Burak Tuncel
Yazan: Burak Tuncel   26.8.2014 23:42:06 - 23:42:06Sahiden çok güzel;)
Burak Kafadar
Yazan: Burak Kafadar   30.8.2014 17:44:34 - 17:44:33Ne tatlı bir kadın Veliye hanım, eserleri de enfes
Oğuz Aslan
Yazan: Oğuz Aslan   4.9.2014 20:42:24 - 20:42:23Enfes!
Alara Yılmaz
Yazan: Alara Yılmaz   4.9.2014 23:56:28 - 23:56:27tutkularının peşinden giden insanlara hayranım, keşke ben de yapabilsem... ama böyle örnekleri bilmek okumak güzel
Banun Yilmaz
Yazan: Banun Yilmaz   24.2.2015 00:48:06 - 00:48:06Guzel insanlarin guzel hikayeleri...
devrim taşdelen
Yazan: devrim taşdelen   19.3.2015 15:50:28 - 15:50:27Veliye hanımda Cezmi Ersöz'ün son yüzler kitabındaki anlattığı tiplemeler gibi. Son yüzleri okumak güzel.
Serpil Gülercan
Yazan: Serpil Gülercan   23.3.2015 12:04:24 - 12:04:24Bireyin tutkularını, isteklerini, hazlarını işine katması ve zevk alması sonucu bu güzel çalışmalar ortaya çıkıyor, keşke hepimiz bu kadar cesur olabilsek, daha mutlu insanlar olurduk veliye hanımın emeğine sağlık umarım bu çaba hepimize örnek olur.
birgül korkmaz
Yazan: birgül korkmaz   1.5.2015 18:03:42 - 18:03:41gerçek emek gerçek ustalık özveriyle işlenen eller tek kelimeyle mükemmel...
Elif çiçek
Yazan: Elif çiçek   16.5.2015 12:52:08 - 12:52:08Bazen bir röportaj ne çok şey öğretiyor insana

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?