Anasayfa > Şehir Hatları > Şehir Kültürü

Şehir Kültürü

30 Temmuz 2014  |  4 yorum  |  Zeynep Bakır

Şehir, içinde yaşayan insanların silüetidir.

Fotoğraf sanatçısı ve gezgin olan Tanla Silay, Sahi için kendi İstanbul'unu ve iz bıraktığı diğer şehirleri anlattı. 

Şehir, içinde yaşayan insanların silüetidir.

“...bir defterime sadece okuduğum kitaplarda beni etkileyen alıntıları, ilham veren cümleleri yazıyorum. Kraft defterime seyahat notlarımı ve o seyahatin bana hissettirdiklerini karalıyorum. Parşomen defterlerime de içimden dökülen, aklımın köşesinde tutunan, bana ait daha özel cümlelerimi karalıyorum. Belki ileride büyük bir adam olursam faydalanırım diye!”

-Gezgin bir fotoğrafçı olarak İstanbul’u hangi kelimelerle anlatırsın, nasıl bir yer bu kent? 

Benim İstanbul’um, Kadıköy’den bindiği vapurda elinde cappuchino’suyla martılara simit atan, ardından Karaköy’de inip Modern Sanat Müzesi’ni gezen bir kadın. Hem kültürel dokusunu koruyor hem de Avrupa romantizmini taşıyor. Sürprizlerle insanı heyecanlandıran, bir bütünün parçası olduğun fikrini içine yerleştiren ama öte yandan seni kalabalık arasında bir başına da bırakan bir şımarıklığı da var üstünde. Beni tek korkutan yanı ise, bu şehre ilk yerleştiğimde asırlara yayılmış siluetini görünce nefesim kesilmişti, şimdi şehrin dokusunun gitgide körelip yabancılaşması… Umarım bu kadın, estetiğini her zaman üstünde taşır.

-İstanbul’un hangi semtlerinde daha çok ve nasıl vakit geçiriyorsun? Özel yerlerin var mı? 

Bomonti’de yaşıyorum. Bira markasına ismini veren bir semtin varlığı bile beni mutlu ediyor. Üstelik İstanbul’un kalbinde yaşıyorsanız yürüyerek tüm festivallere, konserlere, galerilere rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Bu nedenle en çok Nişantaşı, Çukurcuma, Taksim ve Karaköy’de vakit geçiriyorum. Hem akşamüstü dostlarla bir araya gelmek için ideal, hem de tek başına yapabilecek bir sürü olanak sunuyor bu semtler. Bazen bu kalabalığın bunalttığı anlarda yönetmen sandalyesini kapıp Kalamış sahilde denize karşı çimlerde oturmak en favori dinlencem. 

-Sence İstanbul hakkında yazılmış en iyi söz nedir? 

Vedat Türkali’nin bir şiiri geliyor aklıma aslında, orada bir dize “Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri”… Güzel, karşı konulamaz evet ama trafiğiyle, insanıyla, karmaşasıyla sürekli kavga ettiğimiz de bir şehir İstanbul… Ama onu güzel, daha adil, daha yaşanabilir kılmak ve yaşarken onunla mutlu olmak için bir yandan kavgamız.

-Kâğıt kalemle de çok haşır neşirsin, Yeni Harman Dergisi için bir dönem yazı yazıyor, fotoğraf çekiyordun... Karalama defterlerin var mı, ya da gündelik hayatta notlar tutma alışkanlığın? 

Evet, dergide artık yazı yazmıyorum. Ama fotoğraf çekmeye ve yazı yazmaya halen devam ediyorum. Yazı yazmak üzerine yazarların birçok özlü sözü vardır, onlardan farklı bir şey söyleyemeyeceğim kesin, hastalık gibi. Kimi zaman çok güçlü bir istekle içinden geliyor, kimi zaman sadece seni oyalasın istiyorsun. Bunun için de çeşit çeşit karalama defterlerim var. Mesela, bir defterime sadece okuduğum kitaplarda beni etkileyen alıntıları, ilham veren cümleleri yazıyorum. Kraft defterime seyahat notlarımı ve o seyahatin bana hissettirdiklerini karalıyorum. Parşömen defterlerime de içimden dökülen, aklımın köşesinde tutunan bana ait daha özel cümlelerimi karalıyorum. Belki ileride büyük bir adam olursam faydalanırım diye.

İNSAN DOKUSUNUN OLDUĞU YERLER İŞTAHIMI KABARTIYOR

-Kanada vatandaşısın... Kanada’da yaşadığın kent neresi? 

Evim Toronto’da. Toronto’nun Kanada’nın “İstanbul’u” olduğunu söylersek İstanbul buna çok şaşırmaz sanırım. Kanada uzun zamandır göçmen toplum anlayışını geliştirdiği için, farklı ülkelerden birçok nüfusu topraklarında barındırıyor. Toronto ise yeni göçmenlere iş olanağı sağlayan, çok çeşitli kültürlere bir arada yasama şansı sunan en büyük şehir. Sosyal kuralları net çizilmiş, saygı çerçevesinde özgürlükçü de bir şehir aynı zamanda. Jamaika’ya gitmek için bir sokağına, İtalya’ya gitmek için bir diğer mahallesine gitmeniz yeterli. Size kısaca dünya vatandaşı olma olanağı sunuyor. 

-Bir şehre gittiğinde keşfe nereden başlarsın? 

Seyahatlerimi tur şirketleriyle yapmam. Bu, bana bir ülkeyi tanımak için yeterli özgürlüğü veriyor. Kalacağım lokasyonları da bu nedenle tarihi, ulaşımı kolay bölgelerden tercih ediyorum. Eğer bir şehrin “old town” dedikleri bir bölgesi varsa beni orada bulabilirsiniz. İlk günümü genellikle dar sokaklarında biraz kaybolarak, kültürü ve şehrin dinamiğini anlamaya çalışarak geçiriyorum. Seyahatlerimde fotoğraf çekmeyi de öncelik haline getirdiğim için insan dokusunun yoğun olduğu yerler iştahımı kabartan yerler oluyor. 

-Gittiğin ülkelerden evine neler getirirsin? 

Seyahatlerde hafif olmaya özen gösteriyorum. Zamanımda kısıtlıysa alışverişe zaman ayırmıyorum.  Bu nedenle sevdiğim insanlara hediye yerine postkart atmayı tercih ediyorum. Tabii ufak tefek karşı koyamadığım el yapımı eşyalar ya da o yöreye özgü etnik kıyafetler varsa en az bir iki parça evime getiriyorum. Bana orada nasıl hissettiğimi hatırlatıyorlar. Ve şu sıralar favorim; gezdiğim ülkelerde denk gelirsem muhakkak bir fil biblosu veya heykeli almaya gayret ediyorum. Fil gördüm mu karşı koyamıyorum!

ESKİ DÜKKÂNLAR HÂLÂ HİKÂYE BİRİKTİRİYOR

-Ne tarz fotoğraflar çekiyorsun? 

Sokak fotoğrafları, insan portreleri... Şehrin dokusuyla birleşmiş insan portreleri desem daha doğru olur. Fotoğraf için seçtiğim kişilerin veya nesnenin içinde beni heyecanlandıracak kontrastlıklar, düzensizlikler olmalı. Hatta fotoğraftaki estetik anlayışım dünyada seyahat etmeyi seçtiğim ülkeleri bile belirliyor bazen. Bir de sokak fotoğraflarımda bir hikâye olmasını seviyorum. Elinde makine varsa kültürleri de daha yakından tanıyabiliyorsun. Tılsım gibi... 

-İstanbul’un en fotojenik yerleri nereleri sence? 

Yaşadığım şehirlerde fotoğraf çekmekte zorlanıyorum gerçi yine de turistçilik oynadığım zamanlarda Anadolu Hisarı’ndan Beylerbeyi’ne uzanan sahil yolunu tercih ediyorum. Eski evler, eski dükkânlar, terziler, berberler halen içinde hikaye biriktirdiğine inandığım yerler. Karaköy, Galata ve Eminönü hâlâ bana zamanda yolculuk yaptığım hissini uyandırıyor. Ne kadar çok fotoğrafı çekilmiş olsa da halen  cebinden malzeme çıkarıp uzatıyor sana. 

Bu yazı hakkında toplam 4 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Emin Çalışkan
Yazan: Emin Çalışkan   31.07.2014 23:10:43 - 23:10:43Çok tatlı bir röportaj olmuş, emeği geçenlere teşekkürler. Buradan Tanla Hanım'ı da ayrıca tebrik ediyorum, böyle insanlar oldukça fotoğrafçılık kendi hikayesini anlatmaya devam edecek.
Yeliz Öz Kara
Yazan: Yeliz Öz Kara   4.08.2014 20:10:06 - 20:10:05Istanbul'un ruhu gocebe bir sakini gibi hissediyorum hep kendimi...Düsünürdüm nedir bu sehrin vazgecilmezi diye. Kadin olmasi galiba Tanla'nin da dedigi gibi. Güzel, alimli, bazen hircin ama vazgecilmez hatta belali tam bir kadin...Tesekkurler Tanla.
halil aytolun
Yazan: halil aytolun   9.08.2014 23:04:56 - 23:04:55güzel röportaj güzel hikaye... hepimizden bir şeyler taşıyor bu röportaj
ilknur
Yazan: ilknur   25.08.2014 20:34:18 - 20:34:18Cok guzel bir anlatim olmus Tanlacim.Tebrikler...

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?