Anasayfa > Şehir Hatları > Şehir Kültürü

Şehir Kültürü

12 Ocak 2015  |  6 yorum  |  Ali Deniz Uslu

Tasarımda sınırları zorlamak istediğimiz pek çok alan var!

Yaratıcı yönetmen, tasarımcı Artun Çinetçi için tasarım bir tercih değil yaratılış. Tasarımlarını gözlemleri besliyor, çalışmalarına neyi niye dahil ettiğini çok iyi biliyor.

Tasarımda sınırları zorlamak istediğimiz pek çok alan var!

Çalışmalarının en önemli farkı ise teşhisten bir adım öteye geçip kullanışlı çözümler üretmesi. Metropol hayatında yaşam kalitesini yukarıya çekme çabası da Çinetçi'yi çok heyecanlandırıyor. Tasarım ve yaratım sürecinde olmazsa olmazları net; Birikim, merak, cesaret, samimiyet ve hız! Ona göre farkı yaratacak olan iyi araştırma ve “bence...” ile başlayan cümleler. Artun Çinetçi tasarım serüveninin kalbine tutkusunu koyuyor, bu tutkuyu çalışma arkadaşlarına da iyi yansıtıyor. Bir tutkusu daha var; o da müzik. İçine sesin girdiği her uğraş ona farklı bir tat veriyor. Elbette İstanbul ilişkisi de özel, tünel de müzik mağazalarında piyanoları denerken ruhunu dinlendiriyor. Kendini en çok İstanbullu hissettiği yer ise Arnavutköy. Artun Çinetçi'nin Sahi'de tasarımın sınırlarını zorlamak istediği bir çok alan var, Eski İstanbul Dolmuşları bunlardan yalnızca biri. Yani önümüzdeki günlerde şaşırtıcı ve ezberbozan sürprizler bizleri bekliyor! 

-Tasarım yolculuğunuza nasıl başladınız? 

Tasarımın ne olduğunu üniversite yıllarında anlamaya başladım. Öncesinde derdim iyi resim ya da illüstrasyon yapmaktı. Ses ve görüntünün buluştuğu animasyon alanına ilgi duyduğum yıllarda kendimi Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölümü sıralarında buldum. Çok değerli eğitmenlerden eğitim aldım. Bu yolculuğun bendeki başlangıcı üniversitedir. Tasarıma ilgi duyan adaylara kestirme yollardan eğitim almalarını önermem.

-Tasarım bir tercih olduğu kadar hayatın içine sızan da bir tutku olmalı. Bu anlamda hayattan nasıl besleniyorsunuz?

Kimi iyi bir gözlemci olarak gelir dünyaya. Bu kişisel özellik hayat boyu sürer. Gözlemler teşhisle sınırlı kalmayıp çözüm üretmeye koyuluyorsa tasarım süreci başlamış demektir. Yani bu bir tercih değil yaratılıştır. Hayatta her şeyden beslenen tasarımcılardan değilim. Kentsel yaşamda motive oluyorum. Metropol hayatında yaşam kalitesini yukarıya çekme çabası beni heyecanlandırıyor. Bu bakımdan mekan ve tasarım ilişkisi benim için birbirinden ayrılmaz. Tasarım süreci, insan, nesne ve mekan arasında köprüler kurar. Bu köprüleri kurarken özellikle yazı, fotoğraf ve sesten yararlanırım. 

BİRİKİM, MERAK, CESARET, SAMİMİYET VE HIZ!

-Algıları kırmak, yeni görsel iletişim rotaları çizmek ve gözden ruha ulaşmak. Tüm bunlar heyecan verici. Peki, size gelen bir tekliften sonra tasarım serüvenine nasıl başlıyorsunuz?

Projenin genişliğine göre strateji oluştururum. Takım oyunu gerekiyorsa iyi bir teknik direktör olmak gerekir. Problemin bütününü parçalara ayırır önce gereksiz eylemleri ortadan kaldırırım. Bu her zaman baş vurduğum bir zaman kazanma taktiğidir. Geri kalan parçaları aşamalandırır, doğru parçaları doğru kişilerle buluştururum. Tıkanan her noktayı çözmekte yardımcı olurum. Bu çalışma arkadaşlarımı da motive eder. Problem tasarlanacak nesne ile benim aramdaysa yaklaşımım değişir. Bir kitap kapağı tasarlamadan önce iyi kitap kapaklarına bakmam, iyi bir film izlerim. Filmin müziğini dinlerim, okuyucuyu nasıl bir diyara götürmem gerektiğini düşünürüm, onu tasarlarım. Bir ambalaj tasarlamadan önce ürünün nerede yaşayacağını merak ederim, o mekanları ve alanları araştırırım.        

-Tasarım ve yaratım sürecinizde olmazsa olmazlar neler?

Birikim, merak, cesaret, samimiyet, hız!

- Tasarım bana kalırsa bir tavır, hayata ve yaşanılanlara karşı. Siz de bu nasıl karşılık buluyor?

‘Bence...’ ile başlayan cümleler kurmaya çalışıyorum. İlk karesinde dünyaca tanınmış kişilerin özlü sözleriyle başlayan sunumlar ilgimi çekmiyor. Bilgiye her zaman olduğundan daha çabuk erişiyoruz. Farkı yaratacak olan iyi araştırma ve ‘bence...’ ile başlayan cümlelerdir.

-Pek çok farklı yaratım sürecinde bulundunuz, ve sizin için önemli olan da dokunun hissedilirliği, rengin lezzeti ve ilk görüntünün tutuculuğu. Peki, kendiniz için neler yaptınız, ya da en çok neleri çalışırken keyif alıyorsunuz?

Siparişler çoğu kez tasarımcının keyif alacağı şekilde gelmez. Zaman kısıtı vardır bir kere. Biraz önce saydığımız olmazsa olmazlar bu zamana hiçbir zaman sığmaz. Bu yüzden tasarımcı sorunu dönüştürüp kendini ve proje sahibini heyecanlandıracak donanıma sahip olmalıdır. Ancak nadir de olsa aklımda hep yapmak istediğim bir şeyleri hayata geçirebileceğim projelerle karşılaşırım. Zamana yenilme tehlikesi ortadan kalktığı için aldığım keyif artar. Bir de işin içine sesin girdiği projelerden çok tat alıyorum. Müziğe olan sevgimle alakalı herhalde.    

İSTANBUL'UN BANA ÖZEL KÖŞESİ TÜNEL

-Gelelim İstanbul'a, bu şehirle ilişkiniz nasıl?  Malum, kaosuna, yorgunluğuna rağmen seviyoruz bu şehri...

Ankara’daki bir üniversitenin sınavlarına girmekten sırf  İstanbul sevdası yüzünden kapıda vazgeçmiştim. Mutlu bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşadım. Bu dönemin sahnesi İstanbul’dur. Vefa bozacısından çıkıp Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü tiyatrosuna gittiğim bir gün vardır çocuklukluk hatıralarımda. O günlerde dostluklar sıcak, evler yuvaydı. Orta yaş duygusallığı değil yaşadığım. Şimdi ki İstanbul gerçek görünmüyor gözüme. Çalışma hayatından kılık kıyafete, AVM’lerden gece hayatına şeklen kabul görüyor her şey. Anlamadan yaşanan bir batılılaşma çabası var İstanbul’da. “Debelenme” de diyebiliriz.

-En çok nerede kendinizi İstanbullu hissediyorsunuz ya da kaçmak istediğinizde İstanbul'un nerelerine sığınıyorsunuz?

Kendimi en çok İstanbul’lu hissettiğim muhit hiç kuşkusuz Arnavutköy. Arnavutköy’ün hayatımda özel bir yeri var. Ortaokul ve lise günlerinin güzelliğini orada yaşadığım gibi birgün orada aşık oldum ve evlendim. İstanbul’un bana özel köşesi ise Tünel. Tek başıma giderim Tünel’e. En büyük merakım olan müziğe zaman ayırırım. Sıra sıra enstrüman satan mağazalara girerim. Piyanoları dener, mağazadakilerle sohbetleşirim. İstiklal’de ayak üstü bir büfede ara veririm. Dostlarımla adalara gitmenin tadı da bir başka. Adalar zamanda yolculuk gibi. Faytonlarla önünden geçtiğiniz o konaklar, yalılar sanki konuşmak istiyor... Anılarını anlatmak istiyor, eski sahiplerini özlüyor... İstanbul’u rehberlerle turist gibi gezdiğim de oldu. Onca bilgi insanın aklında kalmıyor. Hani ‘İstanbul bitti’ diyorlar ya, aslında bitirmek mümkün değil galiba.

SAHİ EKİBİ MERAK VE PAYLAŞMA HEYECANI TAŞIYAN BİR RUHA SAHİP

- Ve Sahi ile yolculuğunuz nasıl başladı, nasıl bir ruh dünyası Sahi'deki çalışmalarınızı ve üretimlerinizi sürdürüyorsunuz?

Projenin yaratıcısı Çiçekten Yeşilkaya’nın, Türkiye’nin lezzet ve kültürel zenginlikleri üzerine kurulu araştırmaları ve İstanbul aromasıyla harmanlanmış bir perakende modeli geliştirmesiyle başladı. On dört senedir birçok projeyi beraberce yürütmemizden kaynaklanan bir uyumun olumlu sonuçlarını aldık. Başlangıçtan bugüne henüz bir buçuk sene oldu. Sosyal medyadaki ilgiden, marka bilinirliğine kadar çok kısa bir süre içinde elde edilen başarıların ardında dinamik, genç ve yetenekli bir ekip var. Sahi ekibi merak ve paylaşma heyecanı taşıyan bir ruha sahip. Markanın inceleme alanına giren her ürün ya da konu tüketiciyle bir e-dergi ortamında buluşuyor. Online mağaza bu özelliğiyle ürün ve kaynağı arasında bağ kurarak alışveriş deneyimi sunuyor. Pazarlama, satış ve yaratıcı ekip bir arada çalışıyor. Günlük ve anlık ihtiyaçlar perakende sektöründe kaçınılmaz ve ajansları zorlayan bir süreçtir. O yüzden işin başında ‘semi in-house’ bir model kuruldu. Zaman zaman freelance tasarımcıların gücüyle süreci zenginleştiriyoruz. 

YOLUMUZA HATIRLATARAK VE ŞAŞIRTARAK DEVAM EDECEĞİZ

-Eski İstanbul dolmuşlarına gelelim şimdi de. Bu tasarımı yaratırken öncelikleriniz nelerdi? Bir de eski dolmuşları tecrübe etme fırsatınız oldu mu? 

Tasarımda sınırları zorlamak istediğimiz bir çok alan var. Bunlardan biri de ambalaj. Kültürel değerlerimiz şu ana kadar ambalaj tasarımlarında belirleyici kılavuz oldu. Bulunduğumuz coğrafyanın sunduğu estetik veriler keşfetmekle bitmiyor. Bu verileri yeniden yorumlayarak tüketicilerin daima saklamak isteyecekleri ambalajlar tasarlamak istiyoruz. Bu çabanın sonuçlarını almaya başladık. Dolmuşlarda önceliğimiz İstanbul’un özlenen değerleriydi. Çikolatayı nostaljik bir temayla buluşturma fikri hepimizin aklına yattı. İllüstrasyonları tamamlayıp ambalajların üzerinde görünce seriyi çok sevdik, hemen üretime geçtik. Bu serinin sosyal medyada aldığı hızlı beğeni bizi çok sevindiriyor. 80’lerin ortalarına kadar yaşadıkları için eski dolmuşlarla buluştuğum çok sayıda gün olmuştur. ‘Grease’ sahnelerinden çıkma bu arabaları Türk’leştiren detaylar dikkatimi çekerdi. Kaput ızgaralarına takılan ay-yıldızı, fıstıklı çikolata etiketindeki dolmuşta kullandık mesela. Klasik arabalara ilgi gösteren kişi ve kuruluşlar var. Aynasına tespih ya da nazar boncuğu asılı eski dolmuşları yollarda görmesekte bu İstanbul hatırası yaşamaya devam edecektir.

- Peki, yeni sürprizler neler olacak?

Mutlu etmesi ve mutlu olması zor bir dönemde yaşıyoruz. Küçüklü büyüklü sevinçler ve kalıcı değerler yaratmak gerekiyor. Sahi, ilgi duyduğu alanlarda bu değerlerin altını çizerek, hatırlatarak ve şaşırtarak yoluna devam edecek.

Bu yazı hakkında toplam 6 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

halil yilmaz
Yazan: halil yilmaz   17.1.2015 20:29:44 - 20:29:44Guzel soylesi
Derya durmaz
Yazan: Derya durmaz   17.1.2015 20:35:32 - 20:35:32Dolmuş çikolatalar da tasarımları da enfes
özge çatak
Yazan: özge çatak   17.1.2015 22:18:15 - 22:18:15Boyle guzel roportajlar gazetelerde bile yok. Emegi gecen herkese tesekkurler
bahattin yüceler
Yazan: bahattin yüceler   23.1.2015 08:39:16 - 08:39:15gerçek istanbulu unutmadığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. Bu yazının güzelliğini de gerçek istanbul beyefendileri ve hanımefendileri anlıyacaklardır.
Emel gökseven
Yazan: Emel gökseven   12.2.2015 08:53:03 - 08:53:02bir süredir kağıttan uzaklaşmaya başladığımızdan beri gazetedeki roportajları ve yazıları özlemeye başladım bütün güzel özlemlerimi karşılıyor bu site emeğnize sağlık.
Serpil Avcı
Yazan: Serpil Avcı   18.5.2015 15:13:13 - 15:13:12Değişime karşı yeniliği, eskiye olana özlemimizi koruyarak savunmak ne güzel...

Yazıya Yorum Ekleyin

E-Bülten Listemize Kayıt OlunYeni ürünler, yazılar ve size özel önerilerimizden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?